Perpa Gündem Gazetesi
Agustos 2002
Perpa Gündem Gazetesi Perpa Sanayici ve İş Adamları Derneği yayın organıdır. • Yıl 3 • Sayı 33 • Ağustos 2002 www.perpagazetesi.net

AB ne Cennet ne de Cehennem

İkinci dünya savaşının ekonomik yaralarının sarılması amacıyla 18 Nisan 1951’de Avrupa’da kurulan Avrupa Kömür Çelik Topluluğu (AKÇT) giderek ekonomik, sosyal ve siyasal birlik haline dönüştü. İkinci dünya savaşının Avrupa toplumlarında açtığı derin yaralar bu birlik sayesinde kısmen çözülmüş gibi görünüyor. İlk zamanlar Avrupa’nın öncü devletleriyle hukuki çizgilerini belirleyen birlik, zaman içinde alanını genişletme çabalarını sürdürdü ve kendine yeni pazarlar yaratabilme konusunda bir hayli çaba sarfetti. Bu çabalama süreci içinde aday ülkeler arasında Türkiye de birliğe girebilmek için şu günlerde büyük bir enerji sarfediyor.
Ulusal devlet tartışmaları birliğe katılım sürecinde gündemin ilk konularını oluşturuyor. Öte yandan Türkiye’de ortaya çıkan birçok olumsuz durumun birliğe katılmakla çözülebileceği eğilimi kendini ortaya koyuyor. Uzun yıllardır belirli bir olgunluğa erişen AB, yarattığı kültürle varlığını köklü temellere dayandırıyor. En büyük başarısı Avrupa’daki genç nüfusa kendini kabullendirmesi. Bunu da eğitimli insanlarla ekonomik sistem arasında sıkı bağlarla kurulmuş bir koordinasyonla sağlıyor. Yani belirli bir eğitim programından yetişen bilgili kadrolar, kendi konularıyla ilgili iş alanlarında istihdam edilebiliyor. Böylece eğitime ayrılan bütçe hedefine ulaşabiliyor. Buna benzer örnekleri eğitim, sağlık, ekonomi, kültür-sanat, hukuk gibi toplumsal yaşamın sağlıklı ilerleyebilmesi için oluşturulan bu birimlerle çoğaltmak mümkün ancak topluluğun kendi içinde derin çelişkiler barındırdığı da açık bir gerçeklik.
Küresel sermayenin içinde bulunduğu ekonomik kriz Avrupa’da ciddi sorunların sinyallerini veriyor. Örneğin Avrupa’yı kökünden sarsan ırkçılık akımları kılık değiştirerek kendine yeni bir taban arayışı içinde. Ayrıca, ırkçılığın yagınlaşmasında yabancı düşmanlığı en ön sırada yer alıyor. Küresel sermayenin üretim modelini değiştirerek yerini sıcak paraya dayalı bir sisteme bırakmasıyla birlikte, tüketim ilişkilerinin rayına oturamaması sonucunda ortaya çıkan kriz ve istihdam sorunu bütün dünyada etkisini ortaya koyuyor. Bu etkilenme sürecinede AB de ciddi sorunlar yaşıyor. Yani bizin sandığımız gibi AB her türlü soruna karşı tam teşekküllü bir birlik değil. Sermaye, üretim ve tüketim ilişkilerindeki ‘yeni’ çelişkilerine karşı tam anlamıyla çözüm üretebilmiş değil. Serayenin sunduğu “zenginlik ve lüks yaşam projesi”nin inandırıcılığını yitirdiği bir dönemde, öyle görünüyor ki, dünya yeni bir sürecin içine doğru sürükleniyor. Yoksulluk, yolsuzluk, üretimsizlik ve işsizlik dünya toplumlarında derin yaralar oluşturmaya başladı.
Böyle bir dönemde, Türkiye’de payına düşeni fazlasıyla alıyor. Örneğin Devlet İstatistik Enstitüsü’nün yayınladığı bir istatistikte, ülkemizde kişi başına düşen gelir 280.000.000 TL. Parayı elinde bulunduransa ülkenin %10’luk kesimi. Ülkedeki toplam paranın %47’si bu kesimin elinde bulunuyor. Geriye kalan %90’lık kesimde ülkedeki toplam paranın %53’ünü elinde bulunduruyor. Adaletsiz gelir dağılımı ifadesi bu durumu en iyi anlatabilen bir kavram.
Dünyanın ve Türkiye’nin gerçekliği yukarıdaki tanımlamalar olmaksızın ortaya konamaz. Şimdi, böyle bir sürecin içinde olan ülkemize, AB’ye girmek için iki temel soru olan ‘evet’ ve ‘hayır’ yöneltiliyor.
Evet Diyenlerin Gözüyle...
Evet diyenler, yukarıda da belirttiğim gibi, “AB, Türkiye’nin derinleşen sorunlarına çözüm üretebilecek bir mekanizmadır. Ekonomi, güvenlik, eğitim, sağlık, kültür-sanat, hukuk, insan hakları, kadın, çocuk, gençlik sorunları, çevre sorunu vb. alanlarda Türkiye’de yaşanan çarpıklıklar AB’nin bilgi birikimiyle aşılabilir. Avrupa Birliği sürecine, Kopenhag Kriterleri’ne, Katılım Ortaklığı Belgesi’nde belirtilen hususlara, Ulusal Program’da verilen sözlere karşı çıkan herkes değişimin karşısındadır. Avrupa Birliği, Türkiye için sadece kurumsal bir bütünleşmeyi değil, köklü bir değişim projesini ifade etmektedir.” yaklaşımını ortaya koyuyorlar.
Bu düşünme biçimi kendi içinde şöyle bir çelişkiyi barındırıyor. O da kendine güvenmeyen ve Türkiye’nin sorunları Türkiyeliler tarafından çözülemez açmazıdır. 79 yaşını dolduran Cumhuriyet, geldiği şu noktada ekonomi, eğitim, sağlık, kültür-sanat, hukuk, insan hakları, kadın, çocuk, gençlik sorunları, çevre sorunu vb. alanlarda ciddi sorunlar yaşadığı açık. Örneğin, eğitim alanında yaşanan ve şu günlerde güncel bir konu olan üniversite giriş sınavları açıklandı. 1.489.478 kişi bu sınavlara girdi. Türkiye’de bu kadar insan üniversiteli olma heyecanını yaşadı. Bu sayının sadece küçük bir bölümü istediği okulda okuyabilecek. Geriye kalan büyük bir çoğunluk harcadığı enerjisini ve üniversiteye girebilme hecanını ya bir yıllığına erteleyecek ya da bu sevdadan vazgeçecek.
Burada şöyle bir durum çıkıyor. Bu genç insanlar ne Cumhuriyeti sahiplenirler ne de gelecekte kendini güven içinde hissedebilirler. Üretime katılma, bir şeyler yaratma istekleri ve gelecek umutları daha gençliklerinin ilk aşamasında köreliyor. Övünerek bahsettiğimiz Türkiye’nin genç insanları cehaletin acımasızlığıyla baş başa bırakılıyor. AB’nin sıkı savunucuları ülkemizin böylesine derinleşen ve sadece eğitim alanındaki bu açmazın giderilebilmesi için aynı hararetli tartışmaları yürütebilecek güce sahip değillerken, ellili yıllardan bu yana bir çok alanda olgunlaşan bir birliğe nereden giriş yapacaklar.
Neden AB tartışmalarında olduğu gibi aynı hararetli tartışmalar “nasıl bir eğitim sistemi, nasıl bir sağlık sistemi, nasıl bir ekonomi, hukuk; kadın, çocuk, gençlik sorunları, çevre sorunu nasıl çözülür” soruları etrafında tartışıp çözüm üretilmiyor.
Hayır Diyenlerin Gözüyle...
Hayır diyenler, “AB, Türkiye’nin ulusal politikalarına ve ulusal kurumlarına karışma hakkını elinde tutar. Türkiye’nin hassasiyetlerinin Avrupa Birliği yönetimince yeterince dikkate alınmadığını görülüyor.” yaklaşımını ortaya koyuyorlar.
Avrupa Birliği’nde her alanda entegrasyon hızla sürmesine karşın, örneğin, ulusal güvenlik hala en az el atılan alanlardan birisi. Roma Anlaşması'nın 223’üncü maddesi, silah tekellerinin diğer silah tekelleri ile birleşmesi konusunda kararı, "ulusal güvenlik" nedeniyle üye ülkelerin yerel hükümetlerinin kararlarına bırakıyor. Birliğin bu konuda çok fazla dayatması olmadığı Roma Anlaşması’nın 233’üncü maddesi ile kendini ortaya koyuyor. Hayır yaklaşımı da çözüm getiren bir yaklaşım değil.

Perpa Esnafına AB Konusu, Ekonomimize etkileri, Kopenhag Kriterleri ve Kıbrıs sorunu konusunda ne düşündüklerini sorduk. İşte yanıtları.

ORHAN KURT

AB ne cennettir, ne de cehennem.AB bir yandan Küreselleşen Dünya Sermayenin küreselleşmesinde ABD gibi bir bloktur.Diğer yandan ise emekçiler açısından uzun mücadeleler sonucunda kazanılmış Demokratik ve Ekonomik haklar açısından sosyal ve demokratik bir topluluktur.
Katılıp katılmama ikilemi üzerinden bakmamak lazım.Ülkemize neler getirip neleri götüremiyeceğine bakmak lazım.Büyük sermayenin serbest dolaşımı, tarım politikamızı çökertecek ve küçük işletmelerimizi tüketecekse hayır.Yok emekçinin serbest dolaşımını sosyal bir Türkiye’yi sağlıyacaksa evet.
AB’nin kısa vadede ekonomimize önemli bir etkisi olacağını düşünmüyorum.Önce aleyhimize olan Gümrük birliği antlaşması değiştirilmeli,sonra AB sosyal fonundan yardımlar yapılmalı.AB bunların hiçbirini yapmıyor.Dolayısıyla kendi sermayesinin kazanması mümkün.Türkiye ekonomisine çok şey katabilmesi bugün mümkün değil.
Kopenhag kriterlerin daha ilerisi bu üke topraklarında yıllardır savunuluyor.Bu kriterler bugünün dünyasında tartışmak bile gereksiz.Düşünce suçu,anadilde eğitim,kültürel haklar.Bunlar Kopenhag kriterleri üzerinden değil kendi halkına verilen değer üzerinen konuşsak daha şık olmaz mı?
Kıbrıs’da ayrılıkları kışkırtan değil iki toplumlu,federal bir devlet
kurmak mümkün.Buna da en çok Türklerin ihtiyacı var.Sorunu Kangren haline getirmeden orada yaşayan halkların kararlarına saygı duymak lazım.Orada yaşayan Türkler ve Rum halkı birlikte yaşamak istiyor.

MUZAFFER DANIŞMAN

Bu konu iki taraflı düşünülmeli. İnsanlara giriş cazibeli geliyor. Çünkü; insanlar daha rahat bir hayat sürecek, daha rahat imkanlara sahip olacak ve ekonomide daha rahat koşullar altında çalışıp üretim yapabileceklerine inanıyorlar. Diğer yandan görünüre özgürlüklerin alanı genişleyecek.AB’ye üye ülkelerin hayat pratiği bunun böyle olmadığını, var olan özgürlük ortamını ve örgütsüzlüklerini kaybettiklerini söylemektedirler. Bu nedenle verileri tartışmaya ihtiyaç var.
Türkiye’deki siyasal işleyiş mantalitesiyle örtüşmüyor. Devlet katında direnç görüyor. Fakat bu anlamsız. İnsanlar gelişimini tamamlamak için özgür ve bağımsız bir zemin ararlar. Bu çok doğaldır. Bir ülke’de insanlar mutlu, refah, özgür insan merkezli yürüyecekse bu konu hiçbir şarta bağlı kalmamalıdır. Eğer şarta bağlı kalınırsa kimseye bir yarar› olmaz.
Türkler ve Rumlar karşılıklı kışkırtılmış durumdalar. Karşılıklı kardeşlik ve dostluk durumu olsaydı daha iyi yaşayacaklardı. Şu an gelinen nokta; artık belli grupların birlikte yaşamalarını istemekle beraber zor noktalara taşındığı açık.

TUĞRUL SIRMA

Şartlar konusunda düşünülmesi gerekiyor. Ne gibi şartlar konuşuluyor.Bilmiyoruz.Şartların düşünülüp ona göre yönlendirilmesi gerekiyor.
Şartlar uygun olursa Türkiye katılmalı çünkü Türkiye’yi daha iyi günler bekleyecek. Siyasi ve ekonomi alanında.
AB’ye girmemizle ekonomi dahada canlanacak.Aslında Türkiye her açıdan çok zengin bir ülke. Şu anki durumumuz kötü eğer AB’ye girersek hem ekonomik açıdan hemde siyasal açıdan daha farklı olacak diye
düşünüyorum.
Türklerin hakkı bana kalırsa. Kıbrısla Türkleri bağlayan çok ince bir çizgi var oda Denktaş. Eğer Denktaş giderse Kıbrıs yerinden oynar çok büyük bir ayaklanma olur.

FARUK SEYİTHANOĞLU

Girmemiz iyi olur. Avrupa ülkeleriyle bütünleşme sebebiyle olumlu bakıyorum.Yaşam standartımız genişleyecek.
Serbest dolaşım olacak,Tİcaret rahatlıyacak,fazla ihracat üretim artıcak.
Kıbrıs sorunu bana kalırsa AB’girmemizle çözülecek bir mesele.

Doç. Dr. KUTLU MERİH

AB projesi, savunucuların ileri sürdüğü gibi tarihin kaçınılmaz bir gelişimi değil, rasyonel olarak değerlendirilmesi gereken bir uluslararası örgüt ve ortaklıktır. Kayıp ve kazançlar rasyonel olarak değerlendirilmeli fakat ulusal namus alanına giren “egemenlik hukuku” gibi konulara özel bir özen gösterilmelidir. AB geleneksel uluslararsı hukuku aşan, demokratik olmayan ve geçerliliği kuşkulu olan bir hukuk altyapısı göstermektedir.

“Avrupa”, “Avrupa Topluluğu” ve “Avrupa Birliği” özdeş ve eşdeğer kavramlar değildir. Bu nedenle “Avrupa Birliği Karşıtı” olmak otomatik olarak Avrupa karşıtı olmak anlamına gelmemektedir. “AB” 1990 sonlarında ekonomik birlik modeli Avrupa Topluluğu projesinin Maastricht Anlaşması (1992) ile politik birlik modeline dönüştürülmesidir. Bu dönüştürme Avrupa halkalarının ne olduğunu tam kavrayamaması ile gerçekleştirilmiş ve referandum/ratifikasyon prosedürlerindeki açıklarla yürürlüğe konulmuştur. Danimarka ilk referandumda reddetmiş, Fransa %1 in altında bir marjla kabul etmiştir.

Türkiye’nin AB ile bütünleşmesini kaçınılmaz sayanlar ve aksi halde üçüncü dünya ülkesi olacağımızı varsayanlar ticaret ve siyaseti birbirine karıştırmaktadır. Ticaret hala GATT kurallarına göre ulus- devletler arasında yapılmaktadır ve Birliğe üye olmanın ticareti geliştirecek veya daraltacak bir etkisi söz konusu değildir. Ticareti geliştirmesi beklenen birlik “Gümrük Birliği” dir ve Türkiye bu birliğin bir tarafıdır. Ticaretin kimin lehine nasıl geliştiği ve Türkiye’nin bu birliğe girmekle nasıl ütüldüğü ortadadır.

Kopenhag Kriterleri olarak bilinen ve aday ülkelere dayatılan koşullar uluslar arası eşitlil koşullarına aykırıdır. Adaylardan demokrasi ve ekonomi alanında Avrupa standartlarını talep eden bu standartların üçüncüsü “AB müktesebatını (Acquis) benimseme kapasitesi” gibi masum sözcükler arasında, ulusal egemenlik hakkının kayıtsız şartsız Brüksel’e devrini talep etmektedir.

Gümrük Birliği ve hatta Avrupa Birliği üyesi olmak beklenilen dış yardımın gelmesini sağlamamaktadır. Dış yatırım sanayi ve ticarete dönük bir ekonomik anlayış, düşük müdahale, düşük vergi, iyi eğitilmiş işgücü, rüşvet yolsuzluklardan uzak olmayı gerektirmektedir.

HÜSEYİN GÜNDOĞMUŞ

Aslında bu konuda ben olumlu düşünüyorum.Türkiye’de çok konuşulan bir konu. Aslında halkımız herşeyi biliyor ama bilmiyor. Bir çok konuda fikirlerini söylüyorlar fakat bir şey bilmeden fikir belirtiyorlar.
Sistemin düzenli olması, İnsan standartlarının düzenli hale gelmesi,insanların insan gibi yaşayacaklarına inandığım için girilmeli diyorum.
İlk başta Uluslararası tanınacak ticaret alanında.Turizm,ekonomi alanında tüm AB ülkeleri ve tüm dünya bizi tanıyacak.Bu bizim için iyi bir fırsat olabilir.
Artık devir değişti. Çağa ayak uydurmak zorundayız.
Bana kalırsa Kıbrıs bu konuşulan ve bizi ilgilendirmeyen konuları kendi içlerinde halletse bu kadar zamana kadar bu konular uzamazdı.Türkler çok fazla müdahale ediyorlar.Aslında bıraksak kendi kendilerine sorunların üstesinden gelecekler.

EROL ÇETİNER

Türkiye katılmalıdır çünkü;AB’ye giren ülkelerin sahip olduklarına biz neden sahip olmayalım. Gerçi bizi AB’ye aldıktan sonra 3 ay sonunda atarlar.Sebebi isebir düzen yok. Düzen bizde şöyle işliyor. İşlerin çıkarcılak taraflarını benimseriz. Biz toplum olarak hep çıkarcılığı ön planda tutan kişileriz. Menfeat üzerine kuruyoruz ilişkilerimizi.
Bizler geçimini ticaretle sağlamaya çalıştığımiz için öncelikle ticari yönden çok büyük bir etki sağlıcağını düşünüyorum.Tabiki ticaretin gelişmesi istenilen şartlarında kendiliğinden iyi olması anlamına geliyor.
Kıbrıs konusunda Bir ülke haklıyken haksız durumuna böyle düşebilir. Konumuzda haklıyız fakat haksız durumuna düşüyoruz.

TEMEL ATİK

Bir çözüm olacaksa önce Türkiye içinde olacak. Şuan ki ilişkiler iç içe geçmiş durumda. Eğer AB’ne girmek istiyorsak önce problemlerimizi ekonomik ve siyasal alanda kendi kendimize çözmeliyiz. Ondan sonra kendi ayakları üzerinde duran bir Türkiye olarak AB’ye girmeliyiz.
Bu şartlar şağlanacak olursa katılmalıdır. Eğer şu halimizle katılırsak dah büyük sorunlar yaşarız. İnsan kültür kalitesi artacak, ekonomide canlılık artacak üretim hızlanacak.
AB ülkeleri birarada yaşamak istiyorlar. Bazı ortak ve azınlık kararlar var. Eğer AB’ye girmek istiyorsak kurallara uyacagız. Özgürlükle ilgili çağdaş insanı rahatlatmayı çalışırken bizler daraltmaya çalışıyoruz.
Kıbrıs sorunu bana göre çok çelişkiler yansıtıyor. Eğer söylendiği gibi bağımsız bir devlet ise sorunlarını kendileri çözmeliler. Bu sorunlar bizi ilgilendirmez. Kıbrıs, Rumlar ve Türkler kendi reformuyla ortak bir karara varmalıdır.

Güneş Otel den Perpalılara indirim

Persiad Temmuz ayında bir toplantısını Merter Güneş Otel’de yaptı. Daha önce Güneş Otel yöneticileri Perpa’yı ziyaret ederek Persiad toplantısına katılmışlar ve Perpalılar’a sağlayacakları olanaklar konusunda bilgi vererek Persiad’ı bir toplantı için Güneş Otel’e davet etmişlerdi.
Güneş Otel 4 yıldızlı bir otel, iş adamları ve misafirleri için değişik olanaklar sağlıyor.
Özellikle toplantılar için ideal. Toplantılarınız için çeşitli ölçülerde salonlar mevcut. Bu salonlar özellikle bayi toplantıları gibi faaliyetler için düzenlenmiş ve iyi bir ses düzeni sağlanmış.
Güneş Otel bu toplantılarda çay kahve gibi ikramlar alınırsa ayrıca toplantı ücreti almıyor. Eğer bu ikramlar istenmiyorsa 100 $ toplantı ücreti alınıyor.
Güneş Otel’de toplantı yapacak veya misafir ağırlayacak Perpalılar için %50, Persiad ve Perpa Yönetimi için %55 iskonto yapıyor.

Powernett A Blokta

Internet ve bilişim teknolojisinin çeşitli yeniliklerini sunacak olan bütünleşik network çözümleri POWERNETT, Perpa Elektrokent sitesinde hizmet vermeye başladı. “Akıllı kent” vizyonu ile yola çıkan POWERNETT tüm Elektrokent mensuplarını Internet odaklı servislerden en yüksek düzeyde istifade edecek bir yapıya taşımaya kararlı ve bu istikamettede bir hayli aşama kaydetmiş.
1 Haziran’da çalışmalarına start veren POWERNETT, bir ay gibi kısa bir süre içerisinde Elektrokent bünyesinden 200 firmayı network erişim hizmetlerinden faydalandırmayı başardı. 40 civarında firma ise aktif Internet kullanıcısı. Katılımın hızla sürdüğü POWERNETT kullanıcıları arasında yapılan bir incelemede, servislerin fiyat/performans açısından tatmin edici olduğu ortaya çıkmaktadır.

KabloTV sistemlerinin aksine POWERNETT tamamen siteye özgü, yüksek güvenlikli, lokal bir kablo altyapısı kurmakta ve sitede yer alan müşterilerin özelliklerine göre hizmetlerini şekillendirebilmektedir. Özel statüde olması dolayısıyla esnek davranabilmekte ve müşterilerini bürokrasiden tamamen uzak tutmaktadır. Başvurudan sadece iki gün sonra hizmet aldığını ve bu esneklikten ve hizmet kalitesinden çok memnun olduğu söyleyen müşteriler Powernett’in en büyük referansı durumundadır. Müşteri memnuniyeti her zaman ön planda tutulmaktadır.

POWERNETT yetkililerinin ifadesiyle Elektrokent sitesinde kablo altyapısı tamamlandı. İsteyen şirketlere 5 iş günü içerisinde bağlantı yapılmaktadır. POWERNETT, tek kablo üzerinden farklı (TV, Internet, Data ve diğer interaktif hizmetler) servislerin sunulmasına olanak tanıyan bir teknoloji kullanmaktadır. Powernett, 11. katta Elektrokent Network Sistem Merkezi olarak anılan yerinde faaliyete geçmiş, sistemin çalışması için tüm altyapı yatırımlarını gerçekleştirmiş, dinamik bir kadro ile rekabetçi ve müşteri beklentilerini karşılayacak şekilde taleplere cevap vermeye başlamıştır.

POWERNETT yetkilileri Internet erişiminde yeni bir çağ açtıklarını, telefon hattının kullanılmadığı Internet erişim teknolojisinin Türkiye’de ilk defa “kapalı bir mekan” olan PERPA Elektrokent’te uygulandığını söylemekteler. POWERNETT sayesinde telefon parası ödemeden, meşgul sesiyle karşılaşmadan, hız problemi yaşamadan Internet’te surf yapılabileceğini vurgulamaktalar.
Şirket yetkililerinin belirttiğine göre, bağlantı ücreti ve yıl sonuna kadar bakım bedeli olarak 50.000.000 TL + KDV ödendiği takdirde network erişim hakkı elde edilmektedir. Televizyon yayınları ise network üzerinden ücretsiz olarak dağıtılmaktadır. Ayrıca müşteriler 127$ + KDV ödeyerek modem satın alabilir ve ayda sadece 35$ + KDV ödeyerek 64Kbps internet erişimine sahip olabilirler. Modem satın almak istemeyenler için 50$ depozit ve aylık 5$ + KDV kira bedeli alınmaktadır. Daha detaylı bilgi için (0 212) 320 09 00 arayabilirsiniz.

Yine Sel

Her yıl yaz aylarında Karadeniz’deki sel felaketi gazete manşetlerinden inmez. Ama genel yaklaşım sanki bu kadermiş gibi ve normal bir olaymış gibi gösterilir. İnsanlar giderek bu durumu kanıksamıştır. Oysa ortada normal olmayan, kader sayılamayacak bir durum var.

Bu yılda sadece Rize’de 34 kişi yaşamını yitirdi, milyarlarca liralık hasarlar oluştu ve genel yaklaşım yine aynı. Bu karadeni’in kaderi. Yine Siyasi parti liderleri bölgeye gidip geçmiş olsun deyip basına bir kaç fotoğraf çektirdikten sonra geri döndüler. Karadeniz’li Yine kendi “kaderiyle” başbaşa kaldı. Tema Kurucu Onur Başkanı Hayrettin Karaca, Rize’de yaşanan felaketin dogal değil siyasi olduğunu söyledi. Karaca, “Ormandan Tarla açıp, tapusunu isterseniz, siyasi irade de size bunu verirse sel de felaket de kaçınılmaz olur” dedi.
KTÜ Orman Fakültesi Dekan Yardımcısı Prof. Dr. Mahmut Eroğlu, orman örtüsünün Karadeniz bölgesinin can simidi olduğunu vurgulayarak, “Maalesef, eskiden devlete ait olan orman arazileri halkın eline geçmesiyle birlikte çay bahçelerine dönüşüyor. Bu doğal afetlere davetiye çıkarıyor” dedi.
Prof. Dr. Aydın Dumanoğlu da bu tür afetlerden ders alınmadığını belirterek, “Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yerleşim alanı yapılırken 500 yıllık yağış rejimini düşünmek gerekir” dedi.
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barbaros Çetin, uyarıları dikkate almayan yetkilileri eleştirerek, “Ekolojik dengesi bozulan Karadeniz’i daha büyük sel felaketleri bekliyor” dedi.
Tüm Uyarılara rağmen hızlı ve sık yağış alan bölgede orman kıyımına devam edildiğini vurgulayan Çetin, yağmurun hızını ortalama yüzde 50 oranında azaltan ağaç dalları olmayınca Karadeniz’in ince toprak tabakasının dağlık arazi eğimi nedeniyle sürüklenmeye başladığını belirterek, şöyle konuştu: “ Karadeniz’in ‘karayazgı’sını insanoğlu yarattı. Otoyollar açılırken tonlarca dinamit kullanıldı, bu nedenle yeraltı sularında değişiklikler yaşandı. Değişen su akışıyla toprakt da kaymalar gerçekleşti. Otoyol, kereste imalatı veya çay ekimi adına arazi açılarak Karadeniz’in hassas ekolojik dengesi bozuldu.

Persiad Gündem Siyasi Bağımsız Gazete
Yıl 3 , Sayı 33 , 1 Ağustos 2002
Ayda bir yayınlanır. Ücretsizdir. İmtiyaz Sahibi : Perpa Sanayici ve İş Adamları Derneği adına, Başkan Nazmi Gökçeli
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü: Aydın Doruk
Yayın İletişim Komitesi: Osan Başta, İsmail Vayvaylı, Ünal Orak, Önder Bayram, Yusuf Köse
İdare Merkezi : Perpa, B Blok Kat:13 No:2510 Şişli 34384 İstanbul
Tel : 0.212.210 63 49 Faks:210 63 49
Grafik, Tasarım: Aydın Doruk Baskı : Mart Matbaası Perpa, B Blok Kat:11 No:2025 Şişli - İstanbul
Reklam Servisi: (0.212) 210 63 49
Persiad Gündem basın meslek ilkelerine uymaya söz vermiştir. Yazıların ve reklamların
sorumluluğu sahiplerine aittir. Persiad Gündem'deki yazılar izin alınmadan yayınlanamaz.

 

Editör / Aydın Doruk

Merhaba

Yaz sıcaklarında yine yoğun bir dosya ile karşınızdayız. Türkiye’de herkesin gündemine giren AB konusunda Perpalılar ne düşünüyor dedik ve esnafa sorduk. Yanıtları iç sayfalarda bulabilirsiniz. Yine çok tartıştığımız fakat hakkında çok fazla bilgi sahibi olmadığımız AB’nin 1949’dan bu yana kuruluş kronolojisini özetleyerek yayınlıyoruz.
Bu sayıdan itibaren bilgisayar kullanımı konusunda çok işinize yarayacak ve de eğleneceğiniz bir bölüme başladık. Bay Logis ve Ordinaryüsleri.
Yine Perpa’da faaliyet yürüten firmalar ile ilgili haberleri ikinci sayfa da bulabilirsiniz. Sizin de firma olarak yeni bir etkinliğiniz, kampanyanız ya da haber olabiliceğine inandığınız herhangi bir faaliyetiniz var ise lütfen (210 63 49) nolu faksa gönderin yayınlayalım.
Sağlık köşemizde bu ay Dr. Ali Uçarman Yaz hastalıkları konusunda bilgi veriyor.
Yine her zaman olduğu gibi ağustos ayının mali takvimi sayfa yedide.
Görüş ve önerilerinizi bekliyoruz.
Ağustos sıcaklarına dikkat!

Kronolojik olarak Avrupa Birliği Süreci

17 Aralık 1946
Avrupa Federalistler Birliği, Paris’te (Fransa) kuruldu.

14 Mayıs 1947
Winston Churchill’in öncülük ettiği Birleşik Avrupa Hareketi hayata geçirildi. Uluslar üstü kurumlara karşı olan bu hareket, hükümetlerarası işbirliğinden yanaydı.

7-11 Mayıs 1948
Avrupa Kongresi, Birleşik Avrupa Hareketlerinin Koordinasyonuna ilişkin Uluslararası Komitenin himayesinde, Lahey’de (Hollanda), Winston Churchill’in başkanlığında toplandı. Toplantıya 800 delege katıldı. Kongreye katılanlar, Avrupa ülkelerinin siyasi ve ekonomik bütünleşmesine yönelik hazırlıkları yapmakla görevli bir Avrupa Danışma Meclisi ve Avrupa Özel Konseyi oluşturulmasını önerdi. Kongre, ayrıca, bir İnsan Hakları Şartının kabul edilmesini ve bu şarta uyulmasını sağlamak için bir Adalet Divanı kurulmasını önerdi.

9 Mayıs 1950
Fransa Dışişleri Bakanı Robert Schuman, Jean Monnet’den ilham aldığı bir konuşmasında, Fransa ve Almanya’nın ve onlara katılmak isteyen diğer Avrupa devletlerinin kömür ve çelik kaynaklarının, tek bir havuzda toplanması teklifinde bulundu (“Schuman Deklarasyonu”).

4 Kasım 1950
Avrupa İnsan Hakları ve Temel Haklar Sözleşmesi Roma’da (İtalya) imzalandı.

18 Nisan 1951
Altılar (Belçika, Fransa, Almanya, İtalya, Lüksemburg ve Hollanda), Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğunu (AKÇT) kuran Paris Antlaşmasını imzaladı.

10 Şubat 1953
Kömür ve demir cevheri ortak pazarı kuruldu. Altılar, bu ham maddelerle ilgili tüm gümrük vergilerini ve miktar kısıtlamalarını kaldırdı.

20 Ekim 1954
Londra Konferansını takiben, Brüksel Antlaşmasına değişiklikler getiren anlaşmalar Paris’te (Fransa) imzalandı ve Batı Avrupa Birliği (BAB) oluşturuldu.

8 Aralık 1955
Avrupa Konseyi Bakanlar Konseyi, üstünde on iki altın yıldız bulunan mavi bayrağı amblemi olarak kabul etti.

20 Nisan 1958
Avrupa Topluluklarının Resmi Gazetesi ilk kez yayımlandı. Bu Resmi Gazete, AKÇT Resmi Gazetesinin yerini aldı.

13 Mayıs 1958
Parlamenterler Asamblesi üyelerinin oturma düzeni, ilk kez milliyetlerine göre değil, bağlı bulundukları siyasi gruplara göre belirlendi.

29 Aralık 1958
Avrupa Para Anlaşması yürürlüğe girdi.

8 Haziran 1959
Yunanistan, AET’ye katılmak için başvuruda bulundu.
31 Temmuz 1959
Türkiye, AET’ye katılmak için başvuruda bulundu.

10 Eylül 1959
Yunanistan ile AET arasında ortaklık müzakereleri başladı.

27 Eylül 1959
Türkiye ile AET arasında ortaklık müzakereleri başladı.

1 Kasım 1963
Yunanistan ile Topluluk arasındaki ortaklık anlaşması yürürlüğe girdi.

1 Temmuz 1963
Gümrük birliğinin kurulmasını hızlandırmaya yönelik karar uyarınca, topluluk içi gümrük vergileri altıncı kez indirildi ve ortak dış tarifenin gerçekleştirilmesine yönelik ikinci uyumlaştırma yapıldı.

15 Temmuz 1964
Costa/ENEL kararı. Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, söz konusu kararla, topluluk hukukunun ulusal hukuka üstünlüğü ilkesini getirdi.

1 Aralık 1964
AET ve Türkiye arasında imzalanan Ortaklık Anlaşması yürürlüğe girdi.

1-2 Aralık 1969
Lahey’de (Hollanda), bir zirve toplantısı yapıldı. Bu zirvede, devlet ve hükümet başkanları, gerçek bir ekonomik ve parasal birliğin oluşturulması yolunda ilerleme kaydedilmesi ve sosyal politikaların, bu birliğin gerekli kıldığı ölçüde uyumlaştırılması doğrultusundaki niyetlerini ortaya koydular ve topluluğun genişleme ilkesi konusundaki mutabakatlarını teyit ettiler.

31 Aralık 1969
Ortak Pazarın hayata geçirilmesi konusunda, Avrupa Ekonomik Topluluğu Antlaşmasında öngörülen 12 yıllık geçiş dönemi sona erdi.

10 Mayıs 1972
İrlanda’da, ülkenin Avrupa Topluluklarına katılımı konusunda referandum yapıldı. Halkın büyük çoğunluğu katılım lehinde oy kullandı.

19 Eylül 1972
Kıbrıs ile tercihli ticaret anlaşması imzalandı.

25 Eylül 1972
Norveç’te, ülkenin Avrupa Topluluklarına katılımı konusunda referandum yapıldı. Halkın çoğunluğu aleyhte oy kullandı.

2 Ekim 1972
Danimarka’da, ülkenin Avrupa Topluluklarına katılımı konusunda referandum yapıldı. Halkın çoğunluğu katılım lehinde oy kullandı.

8 Şubat 1973
Avrupa Sendikalar Konfederasyonu (ETUC) kuruldu.

21 Şubat 1973
Continental-Can kararı. Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, şirketlerin birleşerek rekabeti ortadan kaldıracak ölçüde güçlü bir konuma gelmesinin, AET Antlaşması çerçevesinde kötüye kullanma sayılacağını kabul etti.

1 Haziran 1973
Topluluk ile Kıbrıs arasındaki Ortaklık Anlaşması ve Katma Protokol yürürlüğe girdi.
14-15 Aralık 1973
Kopenhag’da (Danimarka), bir zirve toplantısı yapıldı. Zirve toplantısında, üye devletler, enerji krizi nedeniyle, ortak bir enerji politikası oluşturma konusunda anlaşmaya vardılar. Ayrıca, Avrupa kimliği konusunda, siyasi işbirliği çerçevesinde geliştirilen ve Dışişleri Bakanları tarafından onaylanan bir bildiri yayımlandı.

15 Temmuz 1974
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, diğer Topluluk kurumlarına, Avrupa Birliği konusunda bir doküman sundu. Divan, 1972 yılında Paris’te (Fransa) gerçekleştirilen zirve toplantısında yapılan davete uyan ilk kurum oldu.

20 Mart 1975
Floransa Avrupa Üniversitesi Enstitüsü, Yüksek Konseyin ilk toplantısında resmen kuruldu ve rektörü atandı.

27 Temmuz 1976
Yunanistan'ın Topluluğa katılım müzakereleri resmen başladı.

28 Mayıs 1979
Yunanistan’ın Topluluğa katılımına ilişkin belgeler Atina'da (Yunanistan) imzalandı.

28 Haziran 1979
Yunan Parlamentosu, Katılım Antlaşmasını onayladı.

1 Ocak 1981
Yunanistan, Avrupa Topluluğunun 10’uncu üyesi oldu.

18 Ekim 1981
Yunanistan’da parlamento seçimleri yapıldı. Yunan halkı, aynı zamanda Avrupa Parlamentosu üyelerini de seçti.

28 Haziran 1983
Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT) Yüksek Otoritesinin tarihi arşivlerinin kamuya açılı töreni Brüksel’de (Belçika) yapıldı.

1 Temmuz 1983
Yunanistan, ilk kez, Avrupa Toplulukları Konseyi dönem başkanlığını devraldı.

14 Şubat 1984
Avrupa Birliğinin kurulmasına ilişkin Antlaşma Taslağı (Spinelli Projesi) Avrupa Parlamentosu tarafından büyük bir çoğunlukla kabul edildi.

1 Ocak 1985
Üye devletlerin büyük çoğunluğunda ilk Avrupa pasaportları verildi.

20 Haziran 1985
“Vatandaşlar Avrupası” Geçici Komitesi, nihai raporunu Avrupa Konseyine (Zirve) sundu.

29 Mayıs 1986
Topluluk kurumları tarafından kabul edilen Avrupa bayrağı, Berlaymont binası önünde, Avrupa marşı eşliğinde ilk kez göndere çekildi.

11 Haziran 1986
Irkçılık ve yabancı düşmanlığına karşı, Avrupa Parlamentosu, Konsey ve Komisyon tarafından ortak bir bildiri imzalandı.

14 Nisan 1987
Türk hükümeti, Avrupa Topluluklarına üyelik için resmen başvuruda bulundu.

9 Kasım 1989
Berlin Duvarı yıkıldı. Demokratik Almanya Cumhuriyeti sınırlarını açtı.
4 Temmuz 1990
Kıbrıs, Avrupa Topluluklarına üyelik için resmen başvuruda bulundu.

3 Ekim 1990
İki Almanya birleşti.

19-21 Kasım 1990
Paris’te (Fransa), otuz dört ülkenin devlet ve hükümet başkanlarının katıldığı Avrupa Güvenlik ve İş Birliği Konferansında (AGİK), “Yeni Bir Avrupa İçin Şart” imzalandı.

7 Şubat 1992
Avrupa Birliği Antlaşması, üye devletlerin Dışişleri ve Maliye Bakanları tarafından Maastricht’de (Hollanda) imzalandı.

1 Ocak 1993
Avrupa Tek Pazarı yürürlüğe girdi.

18 Mayıs 1993
Danimarka halkı, yapılan ikinci referandumda, Avrupa Birliği Antlaşması lehinde oy kullandı.

9 Aralık 1993
Rusya Federasyonu Başkanı Boris Yeltsin, Komisyon Başkanı Jacques Delors ve Konsey Dönem Başkanı Jean-Luc Dehaene, özellikle siyasi alanda, Rusya Federasyonu ile Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine ilişkin bir bildiri imzaladılar.

12 Haziran 1994
Avusturya halkı, yapılan referandumda, Avusturya’nın Avrupa Birliği üyeliği lehinde oy kullandı.

10 Ekim 1994
Finlandiya halkı, yapılan referandumda, Finlandiya’nın Avrupa Birliğine üyeliği lehinde oy kullandı.

13 Kasım 1994
İsveç halkı, yapılan referandumda, İsveç’in Avrupa Birliği’ne üyeliği lehinde oy kullandı.

28 Kasım 1994
Norveç halkı, yapılan referandumda, Norveç’in Avrupa Birliği’ne üye olmasını reddetti.

1 Ocak 1995
Avusturya, Finlandiya ve İsveç Avrupa Birliği’ne üye oldular.

25-26 Şubat 1995
“Bilgi Toplumu” konusunun ele alındığı G-7 Konferansı, bakanlar düzeyinde Brüksel’de (Belçika) toplandı. Bu toplantı vesilesi ile, Avrupa Birliği web sitesi “Europa” hizmete sunuldu.

14 Mart 1995
Avrupa Parlamentosu ve Konsey, eğitim alanındaki Sokrates programını kabul etti.

1 Ocak 1996
Avrupa Topluluğu ile Türkiye arasında gümrük birliği yürürlüğe girdi.

19-20 Nisan 1996
Nükleer güvenlik ve emniyet konusunda bir G-7+ Zirvesi, Moskova’da (Rusya) toplandı.

17 Nisan 1997
Avrupa Toplulukları Adalet Divanı, kadın ve erkek arasında muamele eşitliği ilkesini, iş kazası ve meslek hastalıkları sigortası çerçevesinde bağlanan ölüm aylıklarını da kapsayacak biçimde genişletti.
2 Haziran 1997
Konsey, Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını İzleme Merkezinin kurulmasına ilişkin bir tüzük kabul etti.

4 Aralık 1997
Konsey, tütünle ilgili reklamların yasaklanması konusunda mutabakata vardı.

30 Mart 1998
AB üyesi ülkeler ile aday ülkeler arasında, bakanlar düzeyinde yapılan bir toplantıda, 10 Merkezi ve Doğu Avrupa ülkesi ile Kıbrıs’ın Avrupa Birliği’ne üyelik süreci başlatıldı.

15 Ekim 1998
Komisyon, iç pazarda taklit mallar ve korsanlıkla mücadeleye ilişkin bir Yeşil Kitap kabul etti.

10 Kasım 1998
Kıbrıs, Polonya, Estonya, Çek Cumhuriyeti ve Slovenya ile bakanlar düzeyinde katılım konferansları yapıldı.

1 Ocak 1999
Euro’ya resmen geçildi. Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz ve İspanya, Euro’yu resmi para birimi olarak kabul ettiler.

18 Haziran 1999
Avrupa Yolsuzlukla Mücadele Bürosu kuruldu.

10-11 Aralık 1999
Avrupa Konseyi (Zirve), Helsinki’de (Finlandiya) toplandı. Zirvede, Romanya, Slovakya, Letonya, Litvanya, Bulgaristan ve Malta ile üyelik müzakerelerinin başlatılması ve Türkiye’nin aday ülke olarak kabul edilmesi kararlaştırıldı. Zirvede, ayrıca, Antlaşmaların revize edilmesi amacıyla, Şubat 2000’de hükümetlerarası bir konferansın toplanması konusunda mutabakata varıldı.

8 Haziran 2000
Avrupa Parlamentosu ve Konsey, 2000 yılını “Avrupa Lisan Yılı” olarak ilan eden bir karar kabul etti.

28 Eylül 2000
Danimarka’da, tek para birimine geçiş konusunda yapılan referandumda, halkın çoğunluğu red oyu kullandı.

8 Kasım 2000
Komisyon, Konseye, aday ülkelerin üyelik hazırlıklarının değerlendirildiği ilerleme raporları ile üyelik müzakerelerinin başlatılmasından önce Türkiye tarafından ele alınması gereken başlıca konuları tanımlayan “Katılım Ortaklığı” taslak belgesini içeren, genişlemeye ilişkin genel raporu sundu.

14 Aralık 2001
Euro alanına dahil ülkeler, vatandaşlarının, Euro’ya geçişten önce madeni Euro satın alabilmeleri için, “Euro Kit”lerini piyasaya sürdü.

1 Ocak 2002
Euro cinsinden madeni paralar ve banknotlar, Euro’ya katılan 12 ülkede (Avusturya, Belçika, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksemburg, Hollanda, Portekiz ve İspanya) dolaşıma girdi.

26 Mart 2002
Avrupa uydu aracılığıyla yer ve yön belirleme sistemi GALILEO, faaliyete geçirildi.

BM GÜMRÜK MÜŞİAVİRLİĞİ İTHALAT İHRACAT ULUSLARARASI NAKLİYAT TİC. LTD. ŞTİ. İthalat, Ühracat, Yatırım Teşvik, Özel izinler. Tüm sorularınız cevaplanır Perpa, B Blok Kat: 4-5-6 No: 384 Şişli - İstanbul Tel:(0212) 320 33 00 (3 Hat) Fax:(0212) 320 33 04

YAZ HASTALIKLARI
Sevgili Perpalı dostlarım. Bu yazıda sizlere yaz aylarında sık görülen hastalıklardan sadece iki tanesinden söz edeceğim.
YAZ İSHALLERİ
Barsak enfeksiyonu diye de tabir ettiğimiz bu hastalıkta insanı en çok muzdarip eden şikayetler; ishal, kusma, baş dönmesi ve halsizliktir. Bu şikayetler insanı o denli rahatsız eder ki, ne çalışmaya derman bulabiliriz, ne de yemek yemeye. Hatta bazen uyuyamayız bile...
Bu nedenle bu türden şikayetler başlar başlamaz doktorumuza başvurmalıyız. Geçer diye beklemek, bize sadece iş gücü kaybını kazandırır(!).
Bu hastalığın en önemli sebebi su kaybı nedeniyle vücut direncinin zayıflamasıdır. Su kaybı ise aşırı sıcakların doğal etkisi olan terleme ile gelişir. Sıcakta terlemek neden doğaldır, çünkü sıcakta vücut ısısı yükselebilir. Vücut ise fazla ısıyı ancak terleme ile atar.
Barsak enfeksiyonun diğer önemli sebebi ise mikropun bulaşma şansının artırılmasıdır. Bu ihtimallerin bir kısmı elimizde olan sebeplerle artar (ör:Hijyen), bir kısmı da elimizde olmayan sebeplerle (ör:Dışarıda yediğimiz yemekler).
Dolayısı ile kişisel ve beslenme hijyenine dikkat etmemiz gerekiyor. Ayrıca sıvı alımı da (su,ayran çay v.s) yeterli ise bu hastalığın bizi korkutması gerekmiyor. Ama sıvı kaybı çok önemlidir. Biz hekimler genellikle sıvı kaybını tuz kaybı ile birlikte düşünürüz. Olayın ciddiyetini vurgulamak için örnek vermek gerekirse; ishalden ölen bebekler, tam da bahsettiğimiz vücutta su-tuz dengesinin bozulması nedeni ile ölürler. Bu ürkünç örneği vermek istemezdim ama maalesef gerçek bu. Yanlış anlaşılmaya da mahal vermeyelim ishal olunca hemen hayati tehlike başlamaz. Ne zaman ki su-tuz kaybı yerine konmaz ve gecikilirse ancak o zaman korkulmalıdır.
SAĞLIKLI GÜNLER DİLEĞİYLE Dr. Ali Uçarman

Sıcak bir Ağustos ayında hepinize merhaba! Malumunuz olduğu gibi, milletçe teknolojiyi çok seviyoruz. Dünyamızın hangi müstesna köşesinde yeni bir teknoloji harikası çıksa, allem edip kullem edip onu bir an evvel ediniyoruz. Bu durum, belki de gayet doğal; bilişim çağını yaşıyoruz...
Bu sayıdan başlayarak, her ay sizlerle daha bilinçli bir bilişim kullanıcı olmanın anahtarlarını bulacak, bu sayede ardı bilinmezlerle dolu, kapalı kapıları birer birer açarak yeni ufuklara yelken açacağız. Muhtemelen gerek yok söylemeye; lakin hakkımız olmalı desteğe ve eleştirilmeye :) Yeniden görüşmek dileğiyle...
Hey gidi günler hey... Birden eğitimci olduğun yılları hatırladım. Yüksek tahsilli bir öğrencimin bile ‘ya elektrik çarparsa’ endişesiyle bilgisayarın tuşlarına dokunurken titremesini hatırladıkça hala tebessüm ediyorum. Peki ya ‘virüs kapmamak’ için seminerime vitamin takviyesiyle gelen ve halen bir üniversitemizde öğretim üyesi olan bir dinleyicime ne demeli...O günlerden bugünlere belliki çok şeyler değişti ama yine de milyarlık bilgisayarları ‘masaüstü aksesuar’ zannedenlerimiz hiç de azınlıkta değil sanırım.
Bu nedenle, tüm yorgunluk hissiyatımı ve teknik serviste bekleyen onca bilgisayarı elimin tersiyle bir kenara iterek, ‘Bay Logis’ olarak size yönelik lojistik destek atılımıma başlıyorum.

NEDEN BİLGİSAYAR ?
Devrim niteliğindeki bir endüstriyel süreci yaşayan insanoğlu, kaldıraç, iş makinesi, buharlı lokomotif, elektrik, lamba derken gün gelmiş fiziki gücünün çok üzerindeki işleri yapmaya muktedir olmuş. Bunları yaparken aslında hep tabiatı kopya etmiş her ne varsa yaptığında. Sözgelimi; kuşların kanatlarını uçağa, elindeki parmakları dozerin kepçesine konduruvermiş.
Lakin, adı üzerinde, ‘insan’ bu; tatmin olur mu? Elbette hayır! ‘Acaba beynimi de kopya ederek, benim gibi düşünen, gülen ya da ağlayan bir yapay dost yapabilir miyim?’ diye asırlarca sürecek ama bir türlü bir türlü murada erdirmeyecek kapkara bir sevdaya tutulmuş nitekim. Bugünün gelişmiş bilgisayarları bile bu özlemden çok uzak, ancak karmaşık bilgileri işleyebilen duygu yoksulu aletler değiller mi? İnsan kopya çekmez mi? Aşağıdaki tabloyu böyle düşünenlere yanıt olsun diye hazırladım:

Tüm işler omurilik ve beyin bağlamındaki ‘soğancık’ tarafından kontrol edilir. Bilgisayarda oluveren tüm işler CPU denilen beyin tarafından yapılır. Hani şu ‘Celeron’ ya da ‘Pentium’ diye ortalarda nam salanlar var ya: Kendileri olurlar.

Beynin bir yarımküresi içerisinde bulunan hafıza bölümü, bilgilerin belirli bir süre muhafaza edilmesini sağlar. Unutmak, hatırlamak, akla gelmek, anımsamak... ne çok deyim bununla ilgili bir bilseniz.
Bilgisayarınızın bilgileri ‘hatırında’ tuttuğu bu alan RAM olarak isimlendirilir. Şu sıralar 128MB (Megabayt) kapasiteli olanlar pek revaçta...

Beş duyu organımız: Limonun ekşi, gülün hoş kokulu, bülbülün güzel sesli, ateşin sıcak olduğunu başka nasıl öğrenmiş olabiliriz?
Bilgisayarın ‘beyinciği’ olan CPU’ya bilgi sağlayan organlardan bazıları: Klavye, fare, tarayıcı, kamera, mikrofon...

Sahip olduğumuz bilgiyi dışarı yansıtmak için genellikle konuşma ve hareket dilini tercih ederiz.
Bilgisayarınız ise işlediği bilgileri ekranı, yazıcısı, hoparlörü ya da benzer başka bir birimi ile dışarı çıkarır.

Unutmamak için ne mi yaparız? Elbette deftere yazarız.
Bilgisayarınız ise yeniden açıldığında hatırlamak için bilgileri ‘harddisk’ ine yazar. Hani broşürlerde 20-40GB (Cigabayt) olanlar.

anasayfa
Perpa Ticaret Merkezi B Blok Kat:11 No: 2025 Şişli - Istanbul Tel:0212 210 63 49
özel eğitim ve rehabilitasyon   I  Down sendromu   I  Dikkat eksikliği I  Perpa matbaa  I  Acele kartvizit  I  Davranış bozuklukları   I   Otizm   I   öğrenme güçlüğü   I   Acil kartvizit   I  Kartvizit   I  özürlü hakları   I  Zihinsel engelliler   I  Bedensel engelliler    I  Okula Uyum    I  Mali takvim  I  Günlük temizlik   I  Haftalık temizlik   I  Ofis temizliği   I  İşyeri temizliği   I  Sürekli form   I  Sürekli form fiyatları   I   Anlaşmalı matbaa   I  Kartvizit fiyatları   I  Kartvizit örnekleri   I   Sevk irsaliyesi   I   Fatura   I  Sürekli form fatura   I  Ymm   I   Kdv iadesi   I   Vergi ihtilafları   I  Temizlik   I   Günlük müşteri listesi   I   Gider pusulası   I  Serbest meslek makbuzu   I   Taşıma irsaliyesi   I  Yolcu listesi   I  Cepli dosya   I  Adisyon   I  özel fatura   I  Antetli kağıt   I  Torba zarf   I  Yeminli mali müşavirlik   I  Temizlik şirketi  I  Büro temizliği  I  perpa temizlik şirketi   I   Ev temizliği   I  Temizlik nedir   I   Para ve sermaye piyasaları   I   Sürekli form matbaa   I  Perpa emlakçılar   I  Şenay emlak   I   perpa kiralık dükkanlar   I   Perpa satılık dükkan